Güney Kıbrıs Rehberi
KKTC'ye gitmek ne kadar kolay ise, Güney Kıbrıs'a gitmek bir o kadar zor. Öncelikle, karşılıklı olarak birbirimizi tanımadığımız için konsolosluk yok. Güney Kıbrıslılar, KKTC'ye geçip, oradan kolaylıkla Türkiye'ye girebilirken, TC vatandaşları için tek yol Atina'daki Kıbırs Büyükelçiliğinden vize almak. Bunun için öncelikle, Kıbrıs Dışişleri Bakanlığı'nın web sitesindeki belgeleri, büyükelçiliğin e-mail adresine tarayıp gönderiyorsunuz. Ön onay verirlerse, Atina'daki Büyükelçiliğe şahsen başvurarak vizenizi alıyorsunuz.
Ben, 19-22 mayıs için pasaport, uçak tarihleri, booking.com'dan otel rezervasyonu, işveren mektubunu 25 nisanda e-mail ile gönderdim. Hemen, başvurunun ellerine geçtiğini, 10 iş günü içinde yanıt vereceklerini bildiren bir mail attılar. 11 mayısta, vize başvurumun onaylandığını, pasaport, bir fotoğraf, 20 Euro, Otel konfirmasyonu ve uçak biletleri ile şahsen başvurmam gerektiğini ilettiler. Böylelikle Kıbrıs macerama başlayabilecektim.
Önce, 18 mayısta Atina'ya uçtum. Ne olur ne olmaz diye, uçuşlarımı Ege Havayolları ile yaptım. Bence hiç fena değildi, hele THY'nin son zamalarda gittikçe bozulan kalitesi ile karşılaştırdığımda, hiç pişman olmadım. Konsoloslukta başvurular 08:30 - 13:00 arası kabul ediliyordu. 
Erkenden elçiliğe gittim. Neyse ki kalabalık, kuyruk vesaire yoktu, zaten Güney Kıbrıs'a vize ile giren nadir ülke vatandaşlarındanız. Başvuru için geldiğimi söyleyince, pasaportumu ve bir fotoğraf istediler. Beklemeye başladım, bir on dakika sonra gelerek 20 Euro istediklerinde, bu iş tamam dedim. Uçak biletlerini ve otel konfirmasyonunu istemediler. 20 Euro'yu verince, vizemin bir saat sonra hazır olacağını söylediler, beklememe gerek olmadığını, bir saatten sonra saat üçe kadar istediğim saatte gelebileceğimi söylediler. 
Ben de elçilikte beklemektense, Monastraki Meydanı'na gideyim, orada vakit geçireyim dedim. Meydanın simgesi Cistaraki Cami, Osmanlı döneminde, 1759'da inşa edilmiş. Şimdilerde ise Yunan Halk Sanatları Müzesi olarak kullanılıyor.
Akropolis'e daha önce 2004 yılında çıkmıştım, o zamandan bu zamana değişmeyen iki şey, inşaat hali ve kalabalık. Osmanlı'nın son döneminde baruthane olarak kullanılıp bir de patlama ile oldukça hasar görmüş.
Bir saat sonra, elçiliğe gidip, hazır olan vizemi aldım. Tam gidiş-dönüş tarihlerine göre vermişlerdi ama olsun, artık Güney Kıbrıs için her şey tamamdı.
Elçiliğin yakınlarında Stigma Meydanı yakınlarındaki otelime yerleştim. Ertesi sabah başvuru yapmak üzere, Akropolis manzaralı otelimde beklemeye başladım. Sabah olduğunda manzara oldukça değişmiş olmakla beraber, bu fırsattan istifade, akşamüstü dörtteki uçak saatine kadar Akropolis'e bir uğramak iyi fikir olacak gibiydi.
Bir buçuk saatlik uçuşun ardında, Larnaca'ya varış. Uçak inerken iki su kemerimi havadan görmenin zevki de bir başka idi.
Kıbrıs'ı resmi olarak tanımamamızın sonucu olarak, GSM şirketleri de anlaşma yapamıyor, dolayısı ile roaming yok, yani servis yok. Neyse ki, havalimanındaki büfeden 2 Avro'ya ön-ödemeli bir SIM kart alarak bu sorunu halledebiliyorsunuz. Tablet için sadece internet paketinin fiyatı ise 2 GB, 20 Euro.
Larnaca'daki otelim, sahilin hemen arkasında, sahil ile otel arasındaki cadde de en işlek caddesiymiş zaten, bütün restoranlar, barlar bu caddede. İkinci gün, erkenden otelin önünden kalkan otobüsle Lefkoşa'ya gittim. Yaklaşık bir saatlik bu yolculuk 4 Avro, ama ben oradan Paphos'a da gideceğim için 15 Avroya günlük tüm hatlarda geçerli bilet aldım. İlk su kemerim, kale içinde, Famagusta kapısı yakınlarındaki bu su kemeri. 18. yüzyılda yapılmış, o zamanlar Silahtar su kemeri olarak anılıyormuş.
Kemerin biraz ilerisinde Agios Ioannis katedrali var, başpiskoposların taç giyme töreni burada yapılıyormuş. Makarios öldüğünde, cenazesinin yapıldığı Ağustos 1977'de kayıtlara geçen ilk Ağustos yağmuru yağmış Kıbrıs'ta. Bir web sitesinde bununla ilgili ilginç bir yorum var: "Greek Cypriots recalled an old Greek proverb, that when a good man died, the heavens shed tears. Turkish Cypriots, however recalled a Turkish proverb, that when an evil man died, the heavens tried to wash away his misdeeds." Ben Türklere atfedilen atasözünü hiç duymadım gerçi.
Katedralden çıkınca da biraz ileride Tahtakale camii var. Cami fetih sonrasında, 1826'da yapılmış, 1963 yılında ibadete kapatılan cami, 51 yıl sonra 2014 yılında yeniden ibadete açılmış. Caminin sokağından kuzeye bakınca, KKTC tarafında, Selimiye camii minareleri, meydan okuyan bayrakları ile kolayca seçilebilmekte.
Lefkoşa'nın labirent gibi kaleiçi sokaklarında birkaç kez kaybolduktan sonra, adanın batı ucundaki Baf'a (Paphos) doğru iki saatlik otobüs yolculuğu. Şirin bir liman kenti olan Baf'ın Arkeoloji Parkı, 1980 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine alınmış. Soldaki fotoğrafta görülen Theseus Evi'nden başka Dionysos Evi, Orpheus Evi gibi bir çok roma yapısına ev sahipliği yapan parkın tarihi prehistorik çağlardan ortaçağa kadar uzanıyor. Günümüze kadar ulaşan bir kısmı açık havada sergilenen mozaikler ise Gaziantep ve Hatay'ı kıskandıracak cinsten. Parkın içinde yer alan deniz feneri de muhteşem bir manzara yaratıyor.
Ömeriye camii, 14.yy'da yapılan gotik kiliseden Türkler'in adayı alışıyla, camiye çevrilmiş. 2009'da sünni - şii çatışmasına (Suriyeliler ile Pakistanlılar) sahne olan camii, uzun yıllar Bayraktar camii ile birlikte ibadet edilebilinen iki camiden biri olmuş. Camiinin karşısındaki Ömeriye hamamı, yakın zamanlarda restore edilmiş. İngilizce web sitesinde, hamamdaki servis adları Türkçe.
Yeme içmeye gelince, tipik Yunan mutfağı hakim. Balık da olmazsa olmazı tabii ki. Musakka ısmarlayınca gelen tabak ise şaşırtıcı, bizim alıştığımızın çok ötesinde. Kıbrıs'ın Efes'i de KEO bu arada.
Ve adayı ziyaret amacım su kemerleri. Üçüncü gün Larnaka yakınlarındaki su kemerlerini ziyarete gidiyorum. Birincisi yol üzerinde ve bilinen bir su kemeri, şimdiki adı Kamares (kamares aslında kemerler demek) olsa da her iki su kemeri zamanında yaptıran paşanın adını taşıyor, Bekirpaşa su kemeri, ya da tabelasında yazıldığı şekliyle, Abu Bekir Aqueduct. 1747 yılında yapımlarına başlanmış ve üç yıl sürmüş. İlk su kemerinin 75 kemeri var ve 300 metre uzunluğunda, Neredeyse onun kadar uzun olan ama az bilinen ikinci kemerin, tam derenin üstünden geçen orta kısmı ne yazık ki yıkılmış.

Larnaka Kalesi'nin arkasındaki Büyük Cami'yi çevreleyen sokakların adlarının Türkçe olması artık şaşırtıcı gelmiyor. Böylece üç günlük kısa Kıbrıs gezimi de bitirmiş oldum. Biraz tedirgin gittiğim adada, hiçbir olumsuzluk yaşamadan döndüm. Daha Atina'da check-in sırasında başlayan, pasaport kontrolünde, otel resepsiyonunda karşılaştığım şaşkınlık ifadeleri dışında her şey iyi gitti. En çok tedirgin olduğum taksi sürücüleri idi. Malum onların ilk sorusu, where are you from? Türkiye dediğimde, önce Kuzey Kıbrıs mı diye hepsi sordu, hayır, İstanbul Türkiye dediğim de ise, Konstantinopoli diye düzeltildim, ama hepsi bu kadar.