Nemrut'a geceyarısından sonra varınca, bir iki saat uyku ile düştük yollara yeniden, güneş doğarken zirvedeydik.
Doğu Terası'nda güneş iyice etkisini hissettirirken, güneş doğar doğmaz acele ile terası yalnızlığına terkeden turist gruplarının ardından başbaşa kalıyoruz heykellerimizle.
Batı terasına güneş vurmasına saatler var daha. Gene sabah gelmemizden mi, yoksa Doğu Terası'na göre biraz daha dağınık durmasından mı gölgeler içindeki bu teras biraz küskün duruyor sanki.
Nemrut zirvesinde her türlü duyguyu geride bırakıp, iştahla kahvaltımızı yapıyoruz. Nasıl sakin, her şeyi unutmak için birebir burası, unutma bahçesi adeta.
Nemrut'tan ayrılıp, çevredeki Kommagene Krallığı kalıntılarını turlamaya devam ediyoruz. Yukarıdaki iki resim ve yandaki resim Arsameia'dan. İstanbul'dan aldığım, çok da işime yarayan ama gezinin bu son gününde artık iyice yıpranmış kitabımın yeni baskısını burada bulmak pek bir memnun etti beni.
Bir sonraki durağımız, Karakuş tümülüsü, burası da bir mezar, iki tarafında da bu anıtlar var, diğer taraftaki aslanlı, tümülüs adını bu anıttan alıyor ama neden kara bilemem.
Burası da Cendere Köprüsü, Malabadi Köprüsü ile başladığımız yolculuğumuzu bu köprü ile sonlandırıyoruz, birazdan yola çıkıp, Atatürk Barajı üzerinden feribot ile eğlenceli bir yolculukla geri dönüşe başlayacağız.

Sayfa 1