Mardin'i arkamızda bırakıp, meşakkatli bir yoldan, Kızıltepe üzerinden, çocukluk hayalimi gerçekleştirmek üzere Ceylanpınar'a geliyoruz.
Evet hava çok sıcak, 35° C'nin üzerinde, üstelik fotoğrafta sizin de seçemediğiniz gibi, ceylanlar oldukça uzakta, tellere akşamüzeri yanaşıyorlarmış, ama bizim o kadar vaktimiz yok. İyice emin oluyorum, hayalim, aslında yukarıdaki tabela önündeki fotoğrafı çektirmekmiş.
Önceki yoldan daha da meşakkatli, hatta belki yol değil de patika demek lazım, neyse işte onun üzerinden Harran'a varıyoruz, içimiz dışımıza çıkmış bir şekilde. Harran kalesi içiçe iki kaleden oluşuyor.
Sadece Harran'da olduğu söylenen, kuni şekline evler. Bu arada yolculuk boyunca bizi yalnız bırakmayan "gönüllü rehberler" burada da var. Biraz farklı ancak, doğrudan "okul harçlığı" istiyorlar. Bir de motosiklet ile yolunuza çıkan ve "kültürevine götürelim sizi" diye yolunuzu şaşırtan, ilk kez karşılaştığımız bir rehber cinsine de Harran'dan başka bir yerde rastlamıyoruz.
Harran'dan sonra, bugünün son durağı Urfa'ya vardık, otel'in yerinin (kendisinin de), güzelliği bize yorgunluğuzu unutturuyor, karşıda ertesi gün çıkacağımız Urfa Kalesi, aşağıda yeşil alan ise Balıklıgöl. Ben nereye bakıyorum, hatırlamıyorum.