Urfa Kalesi'ne uzun bir tünelden tırmandık. Tünelden sonra harcadığımızı tahmin ettiğimiz 1000 kalorinin mutluluğu da yüzümüze vurmuş.
Bu havuz başında oturan da Urfa Şebeği. Yalnızca buralarda gözüküyor, asıl yerleşim yeri burası olmamakla birlikte, arada sırada üzerinde şort, gözünde güneş gözlüğü, başında da bir çırpıda satıcı tarafından bağlanmış puşisiyle Balıklıgöl civarında boy gösteriyor.
Balıklıgöl'ün kenarındayım, puşimden de vazgeçmedim. Bu sıcakta ter silmek için bire bir. Gölde o kadar çok balık var ki, yenmemesi çok üzücü, üstelik kocamanlar.
Urfa'dan çıktık, yol üzerindeki Birecik'e uğramadan olmaz. Kelaynakların bizi görmesi lazım, bu dünyadan göçüp gitmeden. Yalnız tabeladaki yazı kafama takılıyor, "bekçileri görmeden bir hareket yapmayın" ne demek?
Kelaynaklar, yazlık istirahathanelerindeler, yavrulama dönemi olduğundan onlara da fazla yanaşamıyoruz, zaten o dik kayalara tırmanma niyetimiz de yok. Gözümüz bekçide, fotoğraf çektiriyoruz. Sonbaharda hareketlenen kelaynakları, göç etmesinler diye kafese alıyorlarmış, zor iş, göç edemeseler de, hala uçabiliyorlar.
Şimdiki durağımız Zeugma, bir kaç mozaik görüp, sudan bir kaç taş çıkaralım diye umut ediyoruz ama nafile. Mozaiklerin çoğu Gaziantep Müzesi'ne taşınmış, kalan bir kaç mozaik de, bekçilerin deyimiyle "hocalar"ın okul ve yaz tatili ardından Ağustos'ta teşrif etmeleriyle devam edecek kazı çalışmaları ardından, burada açılacak açıkhava müzesinde sergilenecekmiş.
Durum böyle oluca, soluğu Gaziantep'te müzede alıyoruz. Çok güzel bir müze, tahminlerimizin çok ötesinde, epeyce de mozaik kurtarılmış. Meşhur "çingene kız" mozaiği de müzenin gezi sırasına göre en sonuna konmuş, ne de olsa başyapıt, üstelik, Louvre'daki Mona Lisa'dan esinlenerek camekan arkasına konmuş. Boyut olarak da Mona Lisa'yı gördüğümde hissettiklerimi yeniden yaşıyorum, bu kadarcık mıymış?