Gaziantep'te kaldığımız konağın avlusunda sabah kahvaltısı, birazdan Halep'e doğru yola çıkacağız, şoför-rehberimizi bekliyoruz
Kilis'ten geçip, Öncüalan sınırkapısına varıyoruz, birazdan Suriye topraklarında olacağız, bizi karşılayan Esad portresi, Suriye boyunca başımızı çevirdiğimiz her yerde olacak, arabalarda, dükkanlarda, tüm reklam tabelalarında...
Halep Kalesi'nden şehir, güneş altında iyice göz kamaştırıyor, hemen arkamdaki Cami, Mimar Sinan'ın ilk dönem eserlerinden Hüsreviye Külliyesinden geriye kalan cami, namaz saatlerinde kapısı açılınca, içini olmasa da avlusunu görebiliyorsunuz.
Sisi Restoran'da akşamüstü yemeği, sahibinin Ermeni olduğunu öğrendiğimiz bu restoranda, çeşitli kebapların yanında dilerseniz şarap da içebiliyorsunuz, biz içmedik ne olur ne olmaz diye
Muazzam Halep Kalesi, çok geniş bir hendekle çevrilmiş, kapısı da bir o kadar heybetli, içerisi de ufak çaplı bir kent görünümünde
Zekeriya Cami yeni restore edilmiş, sanırım o yüzden açık havadaki avlusuna dahi girerken ayakkabılarınızı çıkarmak zorundasınız, içeride de Zekeriya Peygamber diye bir peygamberin türbesi var, daha önce hiç duymamıştım adını, Allah affetsin.
Halep kapalıçarşısı da bizim kapalıçarşı ile yarışır büyüklükte, ne yazık ki her iki çarşıda da bana hitap eden bir şey yok, bari bir resim çektireyim oldum Antakya Kapısı'nın önünde