Longyearbyen, Haziran 2010

Ren geyikleri ise şehrin içinde serbestçe gezinebiliyorlar. Şehir dediysem, buranın nüfusu ancak 1700 kişi.
Evet, biz de kutup ayısını ancak müzede gördük buralara kadar gelip de. Ancak öğrendik ki, zaten ayılar şehre yaklaşmasın diye sürekli  helilokopter ile izlenip, yaklaşanlar, bayıltılarak, ağ ile uzaklara taşınıyormuş.
Resimlerin bazılarında yorum mevcut. Sağ üst köşedeki "İ" işareti yorum olduğu anlamına geliyor. Okumak içinse fareyi o resmin üzerine getirmek yeterli. Neresi mi burası, yol haritası için: tıkla
Dikkat ayı çıkabilir, bu trafik işaretlerini Türkiye'de kullanacak olsak, yollar tabeladan geçilmezdi.
Saat etiketi özellikle eklendi, evet, bu mevsimde, Longyearbyen'de gece olmuyor, gece yarısı, aydınlık sokaklarda, dönerci de çıkıyor karşımıza.
Doğum günümü bu kıyafette geçireceğim hiç aklıma gelmezdi.
Bu ve sonraki iki fotoğraf Barentsburg'dan. Burası Ruslara ait bir yerleşim birimi, öyle ki Turkcell karaya indiğinizde "Rusya'ya hoşgeldiniz" diye mesaj aıyor. Karedeki ahşap bina kilise.
Burası halen SSCB zamanını yaşıyor, zaten SSCB yıkıldıktan sonra yeni hiçbir şey yapılmamış.
Svalbard adası kutup kaşiflerince şans eseri bulunmuş, yeryüzünden rahatça görülebilen zengin kömür madenleri nedeni ile de kısa sürede pek çok maden ocağı kurulmuş.
Evet, bu küçücük yerleşim biriminde otel de var, ama o da buranın "mimarisi"ne ayak uydurmuş
Otelin ayak uydurduğu sadece mimari değil aslında. Burada kapalı bir mekana girerken ayakkabılar çıkarılıyor, çorapla dolaşılıyor. Bize çok yabancı  olmasa da bu durum, neyse ki biz yalnızca evlerimizde uyguluyoruz.
İ
İ
İ
İ
İ
İ
İ
İ
İ
İ