Peru - Bolivya
2015 eylülünde, iki haftalık Peru-Bolivya gezimiz yandaki haritada görüldüğü üzere, Lima'dan başlayıp, güneydoğuya doğru, Nazca üzerinden La Paz'a kadar uzanıp, kuzeybatı rotasından Cusco üzerinden yeniden Lima'da son buldu. Peru denince ilk akla gelen İnkalar. Nedense aklımda çok daha eskilerde yaşamışlar gibi kalan bu uygarlık aslında 13. yüzyılda ortaya çıkmış, İspanyolların gelmesi ile de 16. yüzyılda yıkılmış. Sanırım yazı ve tekerleği bulamamış olmaları bende daha eski bir medeniyet izlenimi bırakmış.
Lima'da yerin üstü kolonyal şehir, yerin altı ise Amerikan yerlilerinin izleri ile dolu. İlk resim Plaza de Armas, pek çok kolonyal şehirde aynı adla anılan meydan mevcut. İkinci resim ise Larco Müzesi'nden. Rafael Larco Hoyle adlı beyefendi, Peru'da arkeolojinin babası olarak biliniyor ve tüm koleksiyonu bu müzede sergileniyor, ancak o kadar çok ki, pek çok eser raflara istiflenmiş.
Ertesi gün ayağımızın tozu ile  Paracas'a doğru yola çıkıyoruz. Paracas Doğal Rezervi'nde hızlı motorlar ile gidilen Ballestas Adaları'nda Humboldt penguenlerine ve deniz aslanlarına bu kadar yaklaşmak mümkün.
Adalardan birinde, MÖ 200 yıllarında yapıldığı sanılan ve Nazca çizgileri ile ilişkilendirilen Şamdan'ı görmek mümkün. Paracas'tan sonra vardığımız Ica yakınlarındaki Huacachina Vahası ise inanılmaz güzellikte.
Öğle'den sonra vardığımız Nazca'da küçük uçaklarla ünlü çizgilerin üzerinden uçmak fırsatımız da oldu. MÖ 550 - 500 yılları arasında yapıldığı düşünülen Nazca Çizgileri ilk olarak 1553'te bir kitapta geçmiş, ama çizgilerin havadan görülebilen şekiller olduğunun anlaşılması 1940'larda tarihçi Paul Kosok'a kısmet olmuş. Resimdeki kolibri diye de bilinen sinek kuşu. Nazca çizgilerinin neden çizildiği ile ilgili pek çok teori var. Sulama hesaplamalarından, gökyüzündeki yıldızların izdüşümüne kadar gidiyor bu teoriler.
Sonraki durağımız, Peru'nun önemli kolonyal şehirlerinden Arequipa, beyaz kent olarak anılıyor olsa da günbatımında kırmızıya çalan dağları görkemli. Santa Catalina manastırı ise hikayesi ile içimizi karartan bir mekan olarak kazınıyor belleklerimize.
Arequipa'da yerel kıyafetlerle kucakta kuzu fotoğrafı çektirmek, yerliler için bir geçim kaynağı haline gelmiş. Burada bir de ay tutulması görmek kısmet oldu, hem de kanlısından.
Bu arada, Peru'ya gelene kadar, Lama ile sınırlı Amerika devegilleri dağarcığımız, aslında bunların dört cins olduğu bilgisiyle genişliyor. Lama ve ilk resimde görülen alpakalar evcilleştirilmiş. Guanako ve ikinci resimde görülen vikunyalar ise doğada vahşi hayatlarına devam etmekteler.
Peru ile Bolivya tarafından paylaşılan Titicaca gölü üzerindeki Uros Adaları, sazlardan yapılmış adacıklar üzerinde yaşayan yerlileri ile ünlü. Ne yalan söyleyeyim burada yaşıyorlar gibi gelmedi bana, sanki daha çok turistler ziyaret edince konuşlanıyorlar gibiydi.
Peru'ya kısa bir süre için ara verip, Bolivya'ya geçiyoruz. Adını, Latin Amerika'yı İspanyollar'dan kurtaran Simon Bolivar'dan alan bu ülke beni Peru'dan daha fazla etkiledi.
Aklımda sadece Che Guevara'nın ihanete uğradığı ülke olarak yer eden Bolivya son derece renkli ve özgün. Başta Quechua ve Aymara olmak üzere çok fazla etnik grubun yaşadığı ülkenin de resmi adı Bolivya Çokuluslu Devleti. %60'ını yerliler, %30'unu melezlerin oluşturduğu Bolivya'nın ilk yerli başkanı Evo Morales de bir Aymara.
Bolivya'nın en büyük kenti La Paz, dağ tepe gecekondularla dolu. Kolonyal mimariden gecekondulara keskin geçiş, La Paz'ın ara sokaklarında farkedilebiliyor.
La Paz sokakları ve dükkanları alabildiğince renkli. Cadılar Pazarı'ndaki bu dükkanda şifalı olduğuna inanılan kurutulmuş lama fetüsü de satılıyor.
Melon şapka, Bolivyalı kadınların olmazsa olmazı. Yüzünü kapatan bu ayakkabı boyacısının aslında öğrenci olduğu, arkadaşları tarafından tanınmamak için çocukların bu yola başvurdukları söylendi. Bu arada ben sokakta ayakkabı boyatan bir kadın ilk defa gördüm.
La Paz'ın 10 km uzağındaki Ay Vadisi bizim Kapadokya'ya rakip. Şehrin girişindeki Che heykeli ise tam bir hayal kırıklığı.
Bolivya'dan Peru'ya dönüşte, 4335 metre ile gezimizin en yüksek noktası olan La Raya'da verdiğimiz moladan sonra, gezimizin doruk noktası olan Machu Picchu'ya doğru yola çıkıyoruz.
2360 metre yükseklikteki Machu Picchu, İspanyolların bulup da yerle bir edemediği, dolayısı ile olduğu gibi kalmış gizemli bir yerleşim yeri. İlk resimdeki de bir Lama bu arada.
İnka İmparatorluğu'na başkentlik yapmış Cusco ile Peru'ya yavaş yavaş veda ediyoruz.
Cusco yakınlarındaki bu tuz madeni de manzarası ile Pamukkale'ye rakip olabilir. Son anılarımızı biriktirmek için uğradığımız Chinchero pazarında da hakimiyet tüm Peru ve Bolivya'da olduğu gibi kadınlardaydı.