SARAJEVO - SARAYBOSNA
Kurban Bayramı'nda tam da Noel arefesinde, soğuk mu soğuk bir Aralık ayında Saraybosna beni konuk etti. Sıcaklığın artı değerleri hiç görmediği dört gün boyunca, savaştan arta kalanların insanın içine düşürdüğü ateşi soğutmaya pek faydası olmadı. Tam bir kültür cümbüşü Saraybosna, şu fotoğrafı önceden bana gösterseler, Kastamonu falan diye atardım herhalde.
Bir tarafta Osmanlı döneminden kalan evler, bir tarafta Avusturya hanedanlığının hüküm sürdüğü yıllardan kalma binalar.
Yandaki bina da sırp ateşinden bir hayli nasibini almış Milli Kütüphane binası. Yakılıp yıkılan bina, hala kapalı ama hala görkemli.


Avusturya Macaristan arşidükü Franz Ferdinand, yukarıda köprünün yanında, eşi ile birlikte Gavrilo Princip tarafından öldürülünce, I. Dünya Savaşı'nın çıkmasına da bahane olur. Şimdilerde Latin Köprüsü olarak anılan köprü, Yugoslavya zamanında Princip Köprüsü olarak bilinirdi.
Şehri ikiye bölen Miljacka nehri.
Harap hali burada daha da belirgin. Avrupanın ilk tramvay şebekesinin emektarlarından biri de süzülerek bize doğru geliyor.
Binalar savaşın izlerini hala taşyor
5 Şubat 1884'te, sırplarca yapılan saldırıda 68 kişinin öldüğü pazaryeri Markale'de hayat devam ediyor.
Milli Kütüphane binası yapılırken, orada bulunan bir evin yıkılması gerekmiş, ama sahibi inatçı mı inatçı, yıktırmam dese de sonunda nehrin tam karşısında evinin aynısın yapılmasına razı olmuş, tabi evin adı da "İnat Evi" anlamında "Inat Kuca" olmuş.
Bugün yerel bir restoran olarak işletilen Inat Kuca'da "bamja" yemek ayrı bir zevk.
Sebilj, bildiğimiz sebil yani çeşme, Saraybosna'nın simgelerinden biri, arkada is Begova Cami.
Açınızı  iyi ayarlarasanız, roman saat kulesi ile Begova camiinin minaresini yanyana getirebiliyorsunuz.
Kuşatma günlerinde, Saraybosna Bira Fabrikası, halkın tek içme suyu kaynağı olarak, önemli bir rol oynamış.
Bira Fabrikasına çıkarken, yukarıda San Antuan kilisesine varmadan, yolun solundaki plaketlere takılıyor güzümüz. Keşke takılmasaymış, ya da bunlar yaşanmasa.
Şehrin doğusunda Ali Pasina Camisi, Osmanlı mezar taşları ile bezeli.
Şehirdeki pek çok "Kafana"dan gözüme kestirdiğim bir kaçında Türk kahvesi, buradaki adıyla Bosanski Kafe içmek bu soğuk havada bir nebze insanın içini ısıtıyor. Mutlaka cezve içinde geliyor kahve ve yanında lokum eksik olmuyor. Fincanın içindeki işlemeye dikkat.
Vjecna Vatra, savaşın ardından, üç etnik grup adına, barışın sonsuza dek yanacak bu alev gibi sürmesi dileğiyle yakılmış.
Şehrin en Avrupai caddesi Ferhadija'da tam katedralin önünden çekilmiş bu karede bize çok tanıdık gelen bir amblem var.
Fotoğraflardaki GoogleEarth linkleri, bilgisayarınızda Google Earth programı yüklü ise fotoğrafın çekildeği yere götürür.

Aşağıdaki resmi şehirdeki belli başlı yapıları detaylandırmak için oluşturdum, resmin orijinali ise Saraybosna'nın kuşatılış günlerini anlatıyor. Resme tıklayarak orijinali görülebilir.