Barselona, 3-12 Ağustos 2007
Marinaya gelmişken Akvaryuma da uğramadan olmaz.
Akşamına da Plaça Reial'deyiz.
İçerisi de, diğer katedraller gibi...
Takı geçip ilerleyince katedrale varıyorsunuz, ama inşaat halinde olduğu için pek resim vermiyor.
Colom'dan kafanızı sağa çevirince güzelim gümrük binası ben de buradayım  diyor adeta.
Monumental'den La Rambla'ya dönüp aşağı marinaya doğru yürüyünce karşımıza Kristof Kolomb'a atfedilmiş Colom çıkıyor.
Güneşin yönünden iyi bir fotoğraf almak pek mümkün olmuyor.
Başka bir gün teleferik yolculuğunda daha iyi bir fotoğraf yakalamak şansımız oluyor.
Teleferikten Barselona'ya son son baktık, öğleden sonra uçuş var.
Öğlen acıkınca, memleket hasretini de bu dönercide giderdik.
Sonraki ilk havanın kapalı olduğu günde Park Güel'e bir bakalım olduk.
Değişik mimari anlayışı ile Gaudi geniş bir alanda, hayal gücünün ürünlerini olabildiğince sergilemiş.
Parkın içinde, Gaudi'nin bir süre kaldığı ev de var.
Tabi her yer gibi buraya da kuyrukta sıra beklemeden girmek hayal.
Sola baktığınızda ise Marina tüm ihtişamı ile karşınızda.
Güreş yoktu da rahat rahat boğaların çıktığı yerden poz verebildik.
Ahırlar da boştu.
Perdera'dan çıkıp, Monumental'e doğru gidiyoruz. 2004'te Barcelona'da binlerce imza toplanarak boğa güreşinin yasaklanması istenmişse de, yılda yüz boğa'nın öldürüldüğü güreşler devam ediyormuş.
İçi de dışı kadar enteresan.
Korktuğum da belli fotoğraftan.
Bir de çatısından Barselona manzarasının tadına varmak gerek.
Kentin neredeyse her yerinden görülen Sagrada Familia tam karşımızda.
La Pedrera, Gaudi'nin La Rambla üzerindeki deformasyona uğramış apartmanı.
Biraz da soluklanmak gerek arada.
Barselona'ya Ağustos gibi sıcak bir ayda gitmekle hata mı ettik derken, arada açıp kapanan hava sayesinde ne plajlarında  kaldı aklımız ne de gidip de görmemek olmaz denilen yerlerinde.
Üçüncü denememizde, asanörlerin de çalıştığı bir gün, Sagrada Familia  ziyaretimizi gerçekleştirdik. İnşaatının 1882 yılında başladığı, bitmek bilmeyenbu Gaudi eseri, sanki bitince büyüsü bozulacakmış gibi duruyor.
Katedralin her yüzü bir diğerinden farklı güzel!
Tabi kulelere tırmanıp da manzaraya bakmamak olmaz.
Buradan, tüm Barselona, ayaklarınızın altında.
Şahsen ben en çok kübizm etkisindeki bölümleri sevdim.
İçerisi de şimdiye kadar gördüğümüz katedrallerden farklı olacak gibi, hayırlısı ile biterse.
İlk günün akşamı önce kendimizi Sagrada Familia'ya attık, tabi akşam olduğundan, içine giremedik ama, hemen karşısındaki güzel restoranda balıklar yendi, biralar içildi.
Barselona'ya son bir bakış için teleferiği seçtik.
Parktan çıkarken Zafer Takı "Arc de Triumph" hemen gözünüze çarpıyor.
Parc Ciutadella içindeki bir kaç müzeden biri olan Zooloji Müzesi'nin yapısı çok hoş.

Yazıları görmek için fareyi resimlerin üzerinde tutmak yeterli, tıklamak ise resmin büyük haline götürür.